İNSAN

"bir sorgulama"
Image 02

İnsan deyince, bu sözcük salt bir canlı olarak mı hemen zihinlerimizde canlanıyor, ya da bu sözcük herhangi bir canlı algılamasından çok, çok ötelere mi götürüyor bizleri? İşte daha başlangıç noktasında dahi kendi varlığımızın sorgulamasını yanlış bir temele oturtma yanılgısıyla yüz yüze kalabiliyoruz! Bir insan, tür olarak doğaldır ki kendisini bu şekilde algılayacaktır. İnsanın kendisini başka bir canlı sınıfında algılaması da zaten olası değildir. Tür algılamasının boyutlarını biraz daha derinlere taşıdığımızda insan; kendi türünden hangi içsel açılımlarla, ne boyutlarda farklı olduğunu ve hatta olabildiğini düşünmek, kavramak, anlamak ve kabullenmek zorundadır.

Tüm insanları ortak bir değer ölçüsüyle, ortak bir ölçüt kullanarak değerlendirmek zorundayız. Yoksa "bana göre.."lerden gerçeğe doğru adım atmamız güçleşir. Bu savın temelini antik çağ felsefe yorumlarına ve değerlemelerine dek dayandırabiliriz. Yapacağınız her araştırmanın aynı sonuca çıkacağı kesindir. Kuram ve kavram kargaşasına yol açmamak için "tek doğru ölçüt"ü bulmak zorundayız. Bu da ancak ortak değer kavramlarının "insan" çizgisinde belirlenebilmesine bağlıdır. İnsan Çizgisi! Evet, ancak hangi insan? Kendi türüne saygılı, kendi türünü seven, kendi varlığının nedenlerinin bilincinde, türünü "kendisi" olarak kabullenen, düşünce ayrılıklarıyla sevgi - saygı'nın yüceliklerini kaybetmemiş, koşulsuz, art niyetsiz , kendisine yapılmasını istemediği davranış biçimlerini başkalarına da yapmayan, kendi insanlığının bilinciyle tüm insanları insanca kucaklayabilen insan... Hemen akla gelebilecek bir düşünce dese ki, "Ya canavarlaşmış insan?" Evet, biraz fazlaca sıradışı ve abartılı gibi görünse de onu da türdeş kabullenip ona karşı insanlık görevimizi yaparak onu da ortak ölçüt kurallarına göre aramıza alabilmek ve eğitebilmek! Asıl değerli ve yüce olan, zoru başarmak değil midir?

"İnsanı insan olduğu için sevmek" diye bir deyiş vardır. Bu deyişi kabul ederiz ya da etmeyiz; bize uyar ya da uymaz.. Ancak şunun bilincinde olunması da gerekir ki, yanlışsız insan olamaz. Ne de güzel bir deyiş; "kusursuz dost arayan dostsuz kalır!" İşte gerçek erdemli ve etik değerlere göre de insan o değil midir: "insanları yanlışlarıyla sevebilen..." Tersi bir durumun bizleri "tekdüze robotlar dünyası"nda yaşatacağını pekala düşünebiliriz.. Çirkin'in olmadığı bir dünyada güzeli, yanlışın olmadığı bir dünyada doğruyu hangi değer ölçütlerini temel olarak alıp irdeleyebileceğiz? Tüm göreceli kavramlardan tamamen kurtulmamız olası değilken, bunlar yetmiyormuş gibi, yeni yeni ölçüt değerleri mi katacağız karmaşalarla dolu iç dünyamıza? Kendi sahip olduğumuz öz değerlerimizin bilincinde olmamız ve bir diğer bireyin öz değerlerine de kendi değerlerimiz ölçüsünde saygılı olmamız, insancıl bir zorunluluktur.

Canlılar dünyasında bitki ve hayvanlar ile insanı ne denli kıyaslama olanağımız vardır? Çok sınırlı! Tüm canlıların "algılama" duyarlığı olduğunu biliyoruz, bitkiler ve hayvanların da.. Ancak insan değerlerinin tüm canlılarla hiçbir zaman koşut bir çizgide olamayacağını da biliyoruz. Öyleyse insanı insan yapan tüm gerçek değerlerimizi bilmek, öğrenmek, öğretmek, yaşamak ve yaşama geçirmek zorundayız. Salt kendisi için yaşayan ve böylesi bir yaşamı kendisine erek yapan bir insanı gerçek insan olarak kabul etmemiz kesinlikle olası değildir.

"... İnsan eylemlerinden ya da davranışlarından oluşur, bu insan yaşamının bir olgusudur. Ancak insan yaşamı herkesin kendi yaşantısıdır, bireysel ya da kişisel yaşantıdır ve herkesin olduğu “ben”in belli bir ortamda -genelde dünya diye adlandırdığımız şey- varolmak durumunda bulunması ve o anda varolduğu güvencesinden yoksun bulunması, o varoluşunu güvence altına alabilmek için hep –maddeten ya da zihinsel olarak- bir şeyler yapar durumda bulunmasıdır. O uğraşların, eylemlerin ya da davranışların tamamı işte bizim yaşamımızdır. Çünkü ancak kendim için ve kendi amaçlarım doğrultusunda yaptığım şey, dar ve ilkel anlamıyla insancıl sayılabilir; başka bir deyişle, insancıl olay her zaman için kişisel bir olaydır.. İnsanlar bugün yasalardan ve hukuktan, devletten, ulustan ve uluslararasından, kamuoyundan ve kamu gücünden, iyi ve kötü politikadan, barış ya da savaş yanlısı olmaktan, yurttan ve insanlıktan, toplumsal adalet ve adaletsizlikten, kolektivizimden ve kapitalizmden, sosyalleşmeden ve liberalizmden, otoriter yönetimden, bireyden ve topluluktan, vb. şeylerden dem vuruyor. Hem gazetede, sohbette, kahvede, meyhanede konuşmakla kalmıyorlar, konuşmadan da öte, tartışıyorlar. Tartışmakla da kalmıyorlar, o sözcüklerin belirttiği şeyler uğruna savaşıyorlar da. Üstelik savaşta insanlar birbirlerini öldürüyorlar, hem yüzlercesi, binlercesi, milyonlarcası.. İnsanın yazgısı her şeyden önce “eylem”dir. Düşünmek için yaşıyor değiliz, tersine, düşünmemiz yaşamayı başarabilmek içindir. Bu benim görüşümce, tüm felsefe geleneğinde kökünden karşı çıkılması gereken temel bir nokta; “düşünce”nin bu sözcüğün yeterli sayılacak her anlamında, insana bir seferde sonsuza değin sunulmuş olduğunu, tıpkı kuşa verilen uçma, balığa verilen yüzme yetisi gibi, kullanılmaya ve uygulanmaya hazır kusursuz bir yeti ya da güç olarak insanın istediği anda onu el altında bulabileceğini yadsımaya hemen karar vermeliyiz." (Ortega Y Gasset: "İnsan ve Herkes")

Gerçek insan, kendisi dışındaki dünyanın varlığından haberli, diğer insanlara saygı ve sevgiyi bir insanlık ödevi bilen, sevmeyi insan olmanın en önemli temel koşulu gören, insanlığın varoluşundaki etik değerlere bağlı ve saygılı, sürekli olarak kendisini, çevresini, varlığını ve düşünce sistemlerini sorgulamayı becerebilen insandır. Bunların içinde en önemlisi ve de en güç olanı, bir insanın kendi düşünce sistemini objektif olarak sorgulayabilmesidir. Çünkü objektiflik acımasızlığı gerektirir! Ancak genelde insanlar kendilerine karşı acımasız olmayı pek beceremezler, ya başkalarına?! Ne yazık ki türümüzün en kötü özelliklerinden birisidir bu! İnsandan başka hiçbir canlı kendi türüne bir insan kadar zarar verememektedir. Temel etik değerleri bilip yaşayabilen insan kesinlikle böyle olamaz.

İnsanız, insan olduğumuzu her durumda savunur ve yineleriz. Ancak, acaba bir insan olarak yaşamdaki amaçlarımızı gerçek bir şekilde sorgulayıp gereklerini bilinçli ve objektif olarak yerine getirmeyi ne denli becerebiliyoruz? Kendisini bile yeterince bilemeyen bir insan isek eğer; kendi öz yaşamımız ve mutluluğumuz için bile yeterli bir çaba içinde değilsek eğer; varlığımızın temel gereksinimlerinin bilincinde olamadan kocaman hedeflerin peşindeysek eğer; kendimizi sorgulamaya hiç yanaşamazken tüm dünyayı sorumsuzca sorgulayabilecek gücü kendimizde bulabiliyorsak eğer; derin ve analitik düşünmemiz gerekecektir:
Kendimizi..
İnsanı..
İnsanlığı..
İnsanı insan yapan değerlerimizi;
İnançlarımızı..
Çevremizi..
Ülkemizi..
Dünyamızı..
Evrenimizi..
Çok, çok daha ötesini;
çok daha ötelerini..
Düşünmeliyiz..
Düşünebiliriz..
Düşünebilmeliyiz..
İnanın;
bizde bu gücün çok daha öteleri vardır,
eğer gerçekten insan isek!

Mahmut Özturan
(Yaşamı Önemsiyorum, 2014)