Mahmut Özturan ile Felsefe Sohbetleri

UMUT

Umut, ummaktan doğan güven duygusu ya da bu duyguyu veren olgudur.

1. Umudun gücü
Dengeli ve bilinçli umut, insan yaşamına pozitif katkıdır. Umudun varlığı insan yaşamını artıya yönlendirebilir niteliklidir; umudun yokluğundan yarar umulmaz. Umudun varlığı bilinç ya da bilinçaltının yönlendirmesiyle, kimi zaman çaresizlikler içindeyken çıkış noktaları bulabilme arayışları, kimi zaman da insanın kimi olaylar karşısındaki güçsüzlüğünden kaçış mekanizması olur. Bu son grup, inançsız umut'dur ki, bireylerin güzellik beklentilerinden söz edilemeyen durumlarda dahi, inanmasa da, tinsel ya da düşünsel iflası ya da çözülmesini kabullenememesi ve hep bir beklenti içinde olma arzusuna yöneliştir ki, kesinlikle gerçek dışıdır ve bireyin gerçekleri görebilecek ya da kabullenebilecek güçlülüğü olmayan durumlarda, kısacası "umutların tükendiği nokta"da bile insan umudunu sıfıra indirgemek istemez. Çünkü genelde umut, her yaşanılması zor durumu yaşanır yapmaya yetebilen güçte bir olgudur. Ancak bu olgunun, her birey için olumlu sonuçlar yaratması, bireyin içsel dinamiklerinin güçlülüğüne bağlı olarak her zaman olası olamayabilmektedir. Umudun varlığı, en azından düşünsel anlamda güçlülüğün; bireyin güçlülüğünün göstergesidir. "Umut fakirin ekmeği" deyişinin ciddi bir analizinde karşılaşılacak durum ilginçtir. Çünkü zayıf ve güçsüz insanların düşünsel zenginlik ve düşünsel güçlülük açısından en ciddi -belki de tek- sorunları umutsuzlukları ya da umutlarının zayıflıklıklarıdır. Umudun varlığı, düşünsel gücün varlığı ve düşünsel zenginliğin göstergesidir. Umudu var olan güçlüdür, zengindir; asla fakir, güçsüz ve zayıf değildir. Nice zorluklar, küçük görülen, basite alınan küçücük umutların yeşermesiyle aşılabilmişler ve inanılması zor mükemmel sonuçlar yaratmışlardır. Zayıf ve güçsüz insanların "umut" gibi bir zenginliği; olağanüstü sonuçlar doğurabilecek güce sahip küçücük bir çekirdek güç olan umudun önem ve gücünü anlaması, algılayabilmesi, düşünmesi ve de en önemlisi "umutlara" sahip olabilmesi mümkün değildir.

2. Umudun Sonsuzluğu
Umudun sonu yoktur, o hep vardır, tükenmez. Sadece insan için değil, tüm canlılar için umut hep vardır. Umudun yokluğunu ya da bir noktada tamamen biteceğini savlamak yanlış olur. Çünkü umudun bittiği, tükendiği noktada zaten yaşam da bitecektir. Umut varsa yaşam vardır; umut yoksa yaşam da yoktur. Umudun tamamen bittiğini düşünen ve buna inanan birey, düşünce dünyasındaki açmazlardan dolayı çıkış bulamadığından ve çözüm arayışlarının gereğine inanmadığından, yaşam henüz bitmeden - sonlanmadan, bireyin kendisi, bilinçli ya da bilinçsiz, kendi yaşamını kendisi sonlandırmış olacaktır. Yalnızca bedeninin canlı olması "yaşamak" anlamına gelemeyeceğine göre, nefes alıyor olmakla "yaşıyor" sayılması zor olacaktır. Ki bu, bir insanın zayıflığının, zavallılığının, güçsüzlüğünün itirafıyla yaşamdan vazgeçmesidir. Oysa insandan, düşünsel gücünün varlığı nedeniyle güçlü olması beklenir. Yalnızca insanlarda değil, diğer tüm canlılarda bile "acımasız yaşam savaşımını" görmek ve tanık olmak hiç de zor değildir; labirentteki fare, aslandan kaçan yavru ceylan, kafesteki kuş, suya ulaşmaya çalışan bitki kökleri ve daha nice örnekler, bilinçli ya da bilinçsiz, "umudun varlığının ve yaşamsal öneminin" göstergesi ve kanıtıdırlar.

3. Umutsuzluk
Varoluşçu çizgide yürüyüp de "insanlık durumunun doğası” üzerine kafa yoran düşünürlerin, insanın yaşam karşısında içine düştüğü "yılgınlık"ı ya da "tükenmişlik duygusu"nu dile getirmek üzere kullandıkları bir kavramdır. Varoluşçuluğun Tanrı'ya inanan kanadında duranlar umutsuzluğu, "aklın yolu"nu yeğleyip "inanç yolu"nu görmezden gelen insanın Tanrı'dan gitgide uzaklaşmasına bağlarlar(1). Umudun karşıtı; umudun yokluğu, yani umutsuzluk'tur. Umutsuzluk, gelecekten kaygı duyuş, yani bir tür "korku"dur. Umudun olmadığı yerde korku hüküm sürer. Tam tersi, her şeyden çok fazlaca umutlu olma halinin insan yaşamına eksiler kazandırması da olasıdır. Aşırı derecede tüm iyilik ve güzelliklere umut beslemek, insanı tembelleştireceği ve mücadele gücünü törpüleyebileceği için insan yaşamına yanlışlar getirebilecektir. Bireylerin nasıl herşeye aşırı derecede iyimserlikle umutlu olması yanışlar yaşatabilecekse, aşırı umutsuzlukla gelecek korkusu içinde bulunmak da yine bireye ciddi yanlışlar yaşatabilecektir. Bu ikilemin; "umut" ve "korku"nun arasında, ortalarda bir yerde yaşam ölçütünü belirlemek akılcı olacaktır.

4. Her hayal umut temellidir
İnsan yaşamının her evresinde, yaşanması olası her değerdeki konu ve eylemin başlangıç ve oluşum süreci, yapılan tüm proje ve programların ilk adımı, ve belki de en önemlisi, her bireyin yapmayı düşündüğü her eylemin ilk adımı, ilk aşaması umutlarla doludur. Bazı örneklerle konuyu açalım. Örneğin, evlilik; çok sevdiği bir kişiyle evlenmeyi planlayan bir insanın, evlenmeye karar verip, evlilikten güzellikler dolu beklentilerini düşünelim. Evliliğin getirmesi olası sıkıntılar üzerinde fazla düşünmediklerini, düşünülmeyeceğini hepimiz biliriz. Çünkü sadece güzelliklerle dolu bir gelecek, bir birliktelik beklentisiyle doludurlar; umutla doludurlar. Umutla beraberliğe, birlikteliğe yönelmişler, karar vermişlerdir. Geleceğinden umutsuz bir evlilik başlangıcı düşünülebilir mi? Üretim konusundaki umuda örnek olarak bir çiftçiyi düşünelim: sürülmüş tarlasına tohum eken.. Ne büyük ve güçlü umutlarla, ne büyük ve güzel beklentilerle savurmuştur tohumları tarlasına.. Çiftçinin bu eylemlerini umutsuzca ve gelecekten güzellik beklentisi olmadan yapması, yapabileceği düşünülebilir mi? Bir balıkçı; ne büyük umutlarla oltasını ya da ağını atmıştır denizin derinliklerine, büyük balıklar yakalamak umuduyla.. Oltasını ya da ağını denizden çekmeden önceki bekleyiş sürecinin umutla dolu olmadığı düşünülebilir mi? Bir öğrenci; herhangi bir öğrenim sürecinin başlangıcı öncesinde ne de güzel şeyler umut etmiştir; en iyi şekilde öğrenmeyi ve başarmayı.. Bu öğrenim sürecine başlarken öğrencinin umutsuz olduğu düşünülebilir mi? Tüm bu örnekler, herhangi bir işe başlarken içinde bulunulan beklentisel güzelliklerin hep var olduğunu gösterir. İşte, içinde bulunulan bu gelecekle ilgili iyilik beklentileriyle dolu içsel açılımlar umudun ta kendisidir. Bu ve benzeri durumlarda umudun; yani güzel ve iyi beklentilerin var olduğu ve düşüncelerde temel olduğu açıkça görülmektedir.

5. Umudun ussal analizi
Herhangi yeni bir konuya yönelişte, güzel ve iyi beklentiler içinde olmaktan daha doğal bir şey olamaz. Bunun karşıtını düşünmek insan aklını ve algısını zorlar. Ancak burada yaşamsal önem içeren çok önemli bir nokta, bir an vardır ki, üzerinde ciddi bir şekilde durulması ve düşünülmesi gerekir. Bir işyeri açma girişiminde bulunan bir insanı ele alalım ve bu çerçeve içinde durumu irdelemeye çalışalım. Başlayacağı iş için gerekli sermayesi var, o iş alanıyla ilgili gerekli ön araştırmalar - fizibilite çalışmaları yapılmış, işyeri olarak kullanılacak alan düzenlenmiş, yerleşilmiş, gerekli personel alımı tamamlanmış ve ticarete başlanmıştır. Sayılan tüm bu aşamalarda girişimci, büyük umutlarla, güzel beklentilerle doludur. İşyerinin açılması ve ticaretin başlamasıyla başarı beklentisi ve heyecan artar. İşe başlamadan önceki yapılan hesaplardaki asgari beklentilere ulaşılabilecek mi, doğal olarak bunun kabul edilebilir bir bekleme süresi olacaktır. Bu tolore sınırlarının iyi ve akılcı belirlenmesi gerekir; yani umudun akılcı sınırları; yani iyilik ve güzellik beklentilerinin akılcı ve mantıklı olma zorunlulukları.. Diyelim bu işyerinin olumlu sonuçlara ulaşması için ortalama altı aylık bir tolore süresi var; ve büyük umutlarla başlanılan bu iş, bu süre sonunda beklenen-umulan olumlu sonuçlara ulaşmadı ya da ulaşamadı! Doğaldır ki umutlu beklentiler devam edecek, hemen pes edilmeyecektir. Gerçekçi olmayan - olamayan iyimser beklentilerin, ussal olmayan ve mantık sınırları dışındaki "boş" umutların, yaşam için ciddi sıkıntılar, ciddi sorunlar yaratabileceği, yaşatabileceği unutulmamalıdır. Bu işyerinin altı ay sonunda beklenilen-umulan olumlu sonuçlar alma aşaması, bir yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen hala beklenen-umulan hedefe varamamışsa, aşırı iyimserlik; akılcı olmayan, mantık dışı iyilik beklentileri ve umutlar, bu işyerini ya da girişimciyi iflasın sınırlarına götürebilecektir. Evet, umutsuz hiçbir şey olmuyor, olmaz da! Ama umudun tolore edilebilir ussal sınırlarının da bilincinde olabilmek gerekir. Bu işyeri örneğinin açılımını, daha önce verdiğimiz diğer örnekler için de düşünerek, aynı açılımlarda bulunabiliriz. Aşırı iyimserlik beklentisi içinde ussal olamayan, akıl dışı umutlar taşıyan yaşamın her kesitinden alınabilecek tüm örnekler, bizleri hep aynı sonuçlara taşıyacak ve ussal olmayan umut, yarar getirmek yerine tümüyle bireyi yanlışlara götürebilecek, yanlışlar yaşatabilecektir. Bu girişimci örneğinin açılımından sonra, yine "umut-korku" dengesini anımsamak yerinde olacaktır. Umutlarla, iyi ve güzel beklentilerle giriştiğimiz, başladığımız iş ve eylemlerimiz, az olasılıkla da olsa umutlarımızın, beklentilerimizin gerçekleşmeme olasılıklarını da önceden hesaba katabilmemiz ve umulmayan sonuçlara karşı da - iyilik karşıtı beklentilere, olası kötü sonuçlara ve korkulara da - hazırlıklı olmamız gereklidir; kendi ruh sağlığımız ve yaşama saygımız adına.. Demokritos, "Doğru düşünenlerin umutları, gerçekleşebilir umutlardır; kafasızların (doğru düşünemeyenlerin) umutları ise gerçekleşemez umutlardır" ve "Eğitilmiş insanların umutları, bilgisizlerin zenginliğinden daha değerlidir" görüşleriyle, umudun ussal olması koşuluyla yarar sağlayabileceğini belirtmiştir. Yine aynı görüşü paylaşan Benjamin Franklin, "Umut üzerine yaşayan aç ölür" diyerek, umudun ussal olmasını savlar. Aristoteles ise, umuda daha farklı yaklaşır ve umudu, insanı uyandıran bir rüya olarak görür. Umut, somut bir gerçeklik değildir ama umutsuzlukla bir bireyin gerçekleri görebilmesi ya da algılayabilmesi de olası değildir. Azgın akan bir ırmağı geçmek zorunda kaldığımızda, bunu başarabilmemiz için umutlu olmak zorunda olduğumuzu, ancak başaramama olasılığını da önceden düşünerek, gerekli akılcı alternatif girişim düşüncelerimizi de planlayabilmeliyiz. Büyük umutlarla iş arayan bir insan, iş arama sürecini de, bir başka şekilde, bir süre iş bulamama olasılığına karşı, gerekli ön ve ek önlemlerini de alarak, yaşayabileceği olumsuzluklara önceden hazırlanmalı ve kendisini akıl dışı bir biçimde umuda ya da umutsuzluğa teslim etmemelidir. Umut güzeldir, umutlu olmak güzeldir, güzel beklentiler içinde olmak güzeldir, ama bu beklentisi içinde olunan güzelliklerin bir dengede olma, ölçülü olma, akılcı olma zorunluluğu vardır. Bu zorunluluk, yaşanacak güzelliklerin gerektirdiği bir önkoşuldur. Dengeli, ölçülü ve ussal olmayan güzellik ve iyilik beklentileri, insanı her an hayal kırıklıklarına götürebilir. Gerekli olan bu denge ve ölçülülük, bireyin iç dinamiklerinin objektifliği ve içsel değerlerinin güçlülüğü boyutunda yaşamına geçebilecektir. İçsel değerleri zayıf bireyler, kendi güçsüzlüklerini, herzaman aşırıya kaçan abartılı güzellik beklentileriyle: umutlarıyla, hayalkırıklıklarına ve mutsuzluklara hep bir adım mesafede olacaklardır. Güçlü içsel dinamiklere sahip bireyler ise, güzellik ve iyilik beklentilerini hep dengede tutacaklarından, yaşamın getirebileceği kendi beklentileri dışındaki olaylara karşı hazırlıklı olabilecekler ve böylesi durumlarda güçlülüklerinin göstergesi olarak hayalkırıklıkları ve mutsuzluklardan uzak durabilmeyi becerebileceklerdir, çünkü her an her şeye güçlü bir şekilde hazır ve yaşayacaklarını olgunlukla karşılayabilecek yapıdadırlar.

6. Güven - Umut ilişkisi
Umut, kendi iyimser çabalarımızın ötesine geçebilmektir. Umut; "başarı için tanrısal güçten destek beklentisi" olarak da tanımlanabilir. İçinizdeki bu beklentiyi geliştirerek, kendinizi tanrısal yönlendirmenin olduğu yola sokmuş olursunuz. Güven, inanç ise; umut da bu güvenin hayatımızın belli alanlarında yaptığı çalışmalardır. Güven olmadan gerçek umut olamaz. Aynı şekilde, doğal iyimserliğimizin tohumlarını, umuda dönüşmesi için beslemezsek, bu tohumlar çürür. Bu süreci beslemeye odaklanmak için bir basit birleşim sizlere yardımcı olabilir: “Dürüstlük, İyimserlik, Pratik, Uygulama.” İyimserliğin, umudun üzerine kurulabilmesi için hem gerçek, hem de güven temel alınmalıdır. Umut, üzerinde çalışma yaptığımız iyimserlikten doğar. Umut ellerde (eylemlerle) başlarken, güven daha çok beyinde başlar. Umut verici bir şey yaparsanız, umudunuz artacaktır(29). Güven temelli yaşamın her evresi umutlarla doludur. Güven duyduğunuzu umar, güven yaşadığınızı imgelersiniz. Aynı zamanda umduğunuza güvenir, güvendiğiniz olguya umut beslersiniz. Bunların karşıtını düşünmek ya da varsaymak, güven ve umudun zayıflığını ya da yokluğunu ortaya koyacaktır ki, bu da bireyin içsel değerlerindeki zayıflığın göstergesi olacaktır. Güven - umut ilişkisi, tikel ve tümel yaşamın tüm evrelerinde varlığını duyurur ve gösterirler.

7. Umut, yaşam güzelliklerinin kaynağı ve yaşama heyecanıdır.
Zayıf ve güçsüz insanların "umut" gibi bir zenginliği; olağanüstü sonuçlar doğurabilecek güce sahip küçücük bir çekirdek güç olan umudun varlık değerini düşünmesi ve algılaması zordur. Yaşamda umut varsa, iyilikler ve güzellikler olasıdır; umut yoksa, umudun karşıtı olarak kötülük beklentili kötümserlikler, yaşama heyecanını yitirmişlik, güvensizlik ve mutsuzluk vardır. İnsana yaşam savaşımı için ekmek - su kadar gerekli; her türlü sıkıntı ve sorunlarla mücadele edebilmek için gerekli en temel zorunluluk; varlığımızın koyduğu hedeflere ulaşmada sarıldığımız kurtarma gücüne sahip bir değerdir. Umut gücüne sahip insanlar, genelde yaşamın bütününü ve en önemlisi geleceği güzellik ve iyilik beklentileriyle yaşayacağından, umudu yaşam güzelliklerine kaynak oluşturacak ve bunun sonucu olarak da yaşama heyecanına sahip olacaklardır. Emile Zola: "Umut gidince, yaşamak zevki de gider" diyerek; Ovidius: "İnsanın benliğinden umudu çıkarıp atın, o artık avlanacak bir kuş gibidir" diyerek; Dostoyevski: "Günahkar umutsuzluğa düşmez" diyerek; Goethe: "Umut, yaşamın biricik tatlı ilacıdır" ve benzer bir şekilde Bretonne de: "Umut, insanoğlunun tüm acılarının ilacıdır" diyerek, umudun insan yaşamındaki önem ve değerini vurgulamışlar ve umutsuz güzel bir yaşamın zorluğunu dile getirmişlerdir.

Düşünen insan her zaman umutludur;
çünkü umut varsa güzel yaşam olası, umudun olmadığı yerde ise yaşam zorluklarla dolu olacaktır.

Mahmut Özturan
(Yaşamı Önemsiyorum, 2014)

Felsefe    Felsefeci    Yaşam    İnsan    Düşünce    Değer    Akıl    Gerçek    Doğruluk